..Fituk KesesÜ..

sabah saatin dördünde yüzümü yıkarken, kendimi gülümserken buldum aynada.. unuttum aklımdakini, kendimle göz göze geldiğim anda.. bir an durdu sanki dünya.. bakakaldım gözlerimin altına.. gözlerimin uç başındaki kırışıklığa.. sonra gözlerim sakalımdaki beyazlara takıldı.. sanırım düğmeye basmıştı artık biri, ilk adımlarımı atıyordum yaşlılığa..

değiştiğimi fark ettim. durulduğumu.. sakinleştiğimi.. bazalim dinginleşirken, tersimin hızlandığını gördüm düşünürken.. barutumu tasarruflu kullanıyor gibiyim.. yine de aniden patlayıveriyor içim tetiği çekenin elinde.. tetik boşluğunun süresi uzamış olsa da, namlunun ucundaki zorlarsa şansını; çıkartabiliyor hala içimdeki zehiri..

ne kadar pişmansan, o kadar yaşlısın bana göre.. düşündükçe kendimce anlamlar buluyorum yaşadığım gerçekliğe.. sanırım; insan olarak doğmuyoruz.. iki göz iki kulak, iki kol iki bacak takılmış gövdemize.. ama insan olmak nasip olmuyor herkese.. insanlık dediğin, öğrenilen/ kazanılan bir zanaat zannımca.. belki de o yüzden sevdim hep yaşlılarla muhabbetti.. muhabbet değil, belki onların kalbindeki işçilikti sevdiğim..

yine bir nöbet güncesi, yaşlı bir amcanın kasığında sıkışıvermiş fıtık kesesi.. “evladım” dedi “beş kez ameliyat oldum, üçü sağdan ikisi sol yanımdan. tekrarlayıveriyor sürekli”.. 84 yaşında sırtında odun taşırmış amca, tekrarlamamasının var mı imkanı? “hallederiz merak etme sen” dedim.. ne oğlu geldi, ne gelini.. çıktık ameliyattan baktım asansörün önünde bekliyor yaşlı bir teyze, elinde bir çift erkek ayakkabısı ile..

hep beraber bindik asansöre, amca sedyede, teyze sedyenin baş ucunda.. teyzenin eli amcanın omuzunda.. “Bekir!” dedi “Bekir, eyü müsün?” bizi zorla duyan amca çevirip başını, öptü teyzenin elini “Ben eyüyüm hanum, sen necesün?” üç cümle etmediler ama üç hayatlık bakıştılar.. dönüp bana baktı teyze, “iyi geçti teyze ameliyat, bir sıkıntı olmaz inşallah” dedim.. “sen ettün de, gerüsünü hüdaa biluu evlat” dedi.. sustum.. “nerelisin teyze sen?” dedim, “Aslen Gastamonu ammma alibeyköyde oturuyoz simcik” dedi.. “şimdi bildum teyze” dedim.. nasıl içten dediysem,  teyze kaldırıp başını “kimlerdensun sen?” dedi.. güldüm.. elim teyzenin omuzunda..

nöbet ertesi, cumartesi sabahı,  amcanın odasına girdik hep beraber.. teyze ayağa kalktı “ben çukayum da siz gonuşuverin gayri” dedi.. gülümsedim.. amca yine bizi duymadı.. çağırdık teyzeyi, ne sorduysak, cevabı ona söyledi.. teyze aynı zamanda tercümanı olmuş amcanın.. gülümsedim.. amca bir şeyler söyledi, bu sefer biz anlamadık.. döndüm teyzeye baktım ne soruyor gibisinden;  “yerünüz yoksa biz eyüyüz gidelum, başgasunu yaturuverün” demiş amca.. gülümsedim.. “yok amca, sen biraz daha kal” dedim..

eski el emeği, göz nuru dokuma halılar bulunmuyor artık.. her yer makina halısı.. eski yemekler deseniz, hamburgerin bile kendine has bir tarihi var artık derim.. sanırım, insanlar da eskiyor.. ve artık gerçek azınlık, eski insanlardan oluşuyor.. 84 yaşında bir kere offf! bile demeyen bir adam.. elinde kocasının ayakkabılarıyla ameliyathanenin önünde bekleyen bir kadın.. öyle ki kendi aralarında bizim anlamadığımız bir dil bile geliştirmişler.. sonra düşündüm.. düşündüm.. düşündüm.. biz nasıl anlayabiliriz ki onları dedim? kendi kendime.. o insan işçiliğini.. o emeği.. o duruluğu.. o doğallığı.. asıl kanserojen olan, gıdalardaki katkı maddeleri değil bence.. mayası değişmiş insanlığın.. asıl kanserojen olan madde insandır bana göre.. hiç kimse suç bulmasın yumurtanın sarısına, kolanın asitine..

teyzenin başını kaldırıp “sen kümlerdensün?” deyişi geldi aklıma.. gülümsedim.. gülümserken yakaladım kendimi aynada.. gözüm takıldı kirpiğimden doğan kırışıklığa.. biri düğmeye basmıştı artık.. ilk adımlarımı atıyordum yaşlılığa.. gülümsedim.. bunun adı kırışıklık değil, dedim.. bunun adı olsa olsa, insanlık ilmiği olur dedim.. asıl şimdi başlıyor insanlık.. hem de saat sabahın dördünde..

yaşlılık

(3) yorum





..MerhabA..

uzunca bir zaman olmuş buraya dokunmayalı.. sıvası kabarmış bazı kelimelerin.. bazı cümleler nemlenmiş.. yer yer parkeleri kalkmış paragrafların.. havasız kalmış.. öyle çok anı, hatıra var ki bu sayfalarda.. her bir yazı bir diğerinden daha kıymetli.. güzel günlerin hatırı, eski nefeslerin buğusuyla kaplı etrafım.. aylar süren bir seyahatten eve dönmüş gibi hissediyorum şimdi kendimi.. özlemişim buraya dokuduğum harflerin her birini..

artık Istanbul’dayım.. yaklaşık yedi ay oldu taşı toprağı altın kaplamalı olan şehre taşınalı.. gerçekten altın mı değil mi bilmiyorum ama buraya geleli henüz iki ay olmuşken Doğan Yayınevin’de editör olarak çalışan bir arkadaşımın telefonuyla blog’un kaderi de değişti.. dört yıl önce, biriktirdiğim yazıları bir kitapçık haline getirip editörüm Handan Akdemir’e getirmiştim.. yayın kuruluna sunulmuş ama her yazarın heralde en az bir kere duymuş olduğu cevabı duymuştum: yazılar çok güzel ama biz bu tarz bir kitabı yayınlamayı düşünmüyoruz.. çok da umutlu değildim aslında ama yine bir iç burkulması yaşamıştım açıkcası.. ta ki dört yıl sonra Handan beni arayıp: “Kinyas sen kitabını başka bir yayınevinde yayınlattın mı?” diye sorana kadar.. telefonu “yayın kurulu onay verirse biz kitabını yayınlamak isteriz” diyerek kapattığında dönüp şöyle bir baktım Istanbula.. bu şehir ayrı bir dünya dedim kendi kendime.. hep bir sürpriz çıkarıyor karşıma..

sonrasında hızlı bir koşuşturmaca.. yazıların derlenmesi.. yenilerinin eklenmesi, fotoğraf çekimleri, telif sözleşmesi.. derken.. bir kitap doğdu sonunda.. ve yakında kitapçılarda yerini alacak.. sanırım asıl koşuşturmaca da bundan sonra başlayacak..

uzun lafı kısası.. Istanbul ilk golünü attı bana.. Hakan Demirbilek’in alt yapısını yaptığı bu blog, Handan Akdemir’in editörlüğünü yaptığı bir kitaba dönüştü.. pencereleri açtım.. perdeyi duvarın iki yanına ayırdım.. gün ışığı, kedi gibi seriliverdi hemen odanın içerisine.. yepyeni kelimeler, yepyeni harfler, yepyeni yazılarla merhaba demek istedim size.. yazmaya devam edeceğim, mürekkebin nefesi yettiği müddetçe..

Doğan Yayınevinden Handan Akdemir, Ebru Değirmenci, Kerem Efendioğlu, GökçeSu Tamer, Sevi Sönmez ve Deniz Yüce Başarır’a teşekkürlerimle..

Büyükada/ Istanbul

(2) yorum





..Knys.orG..

sekiz yıl önce knys.blogspot.com‘ da başlayıp sonrasında knys.org‘ da devam ettiğimiz yazı serüveni etine, kemiğine, kağıdına ve matbaasına bürünmek üzere.. şimdilik harflerimizi; kelimelerimizi; anılarımızı; yazılarımızı toparlayıp çekiliyoruz bu sayfadan.. bahar geldiğinde, evinizdeki kitapların arasına karışmak üzere sizlere ziyarete geleceğim.. o zamana dek;

kalın sağlıcakla..

saygı ve sevgilerimle..

Kin & Yas


leaving2

(0) yorum